#schongenial ile yaptığı röportajda Judith Guserl, mutluluğun bir şans meselesi değil, geliştirebileceğimiz bir beceri olduğunu açıklıyor. “Zihin bahçemizi” nasıl işleyebileceğimizi, zihinsel gücün özellikle gençler için neden bu kadar önemli olduğunu ve gündelik hayattaki küçük adımların nasıl büyük bir etki yaratabileceğini anlatıyor.
#schongenial: Mutluluğun öğrenilebilir olduğu görüşünü savunuyorsun. Kişisel olarak ilk kez ne zaman şunu hissettin: Bu gerçekten doğru ve mutluluğumuzu aktif olarak şekillendirebiliriz?
Judith Guserl: Bu tek bir an değil, özellikle çocuklarla çalışırken yaşadığım birçok küçük deneyimden ibaretti. Ancak bir durum beni çok etkiledi: Bir çocuk ders sırasında oturuyordu, babası bir gün önce vefat etmişti. Tamamen sessizdi, içine kapanmıştı ve odada şu söylenmemiş cümle havada asılı duruyordu: “Bir daha asla mutlu olamayacağım.”
O saatler bana şunu çok net bir şekilde gösterdi: Olanları değiştiremeyiz. Ama bununla nasıl başa çıkacağımızı öğrenebiliriz. Sadece kaybı değil, onu destekleyen şeyleri de – dostlukları, küçük güçleri, bağ kurma anlarını – görmeye başladığımızda bir şeyler değişti.
Mutluluk, her şeyin kolay olduğu anlamına gelmez. Aksine, zor zamanlarda bile bizi ayakta tutan içimizdeki bir şeyi güçlendirebileceğimiz anlamına gelir. İşte tam o anda, bakış açımızın gerçekliğimizi ne kadar şekillendirdiğini anladım.
#schongenial: “Kopfgarten” adı şiirsel geliyor. Kendi zihin bahçemizi bakımını yapmak somut olarak ne anlama geliyor?
Judith Guserl: Benim için bu çok basit bir benzetme: Zihnimiz bir bahçe gibidir. Düşündüğümüz, hissettiğimiz ve yaşadığımız her şey tohumlardır. Endişe veya şüphe gibi bazıları kendiliğinden büyürken, iyimserlik, güven veya bağlılık gibi diğerleri bakıma ihtiyaç duyar.
Kendi zihin bahçemizi bakmak, dikkatimizi neye yönelteceğimize bilinçli olarak karar vermek anlamına gelir. Hangi düşünceleri besleyeceğimize. Kendimiz hakkında hangi hikayeleri anlatacağımıza. Mesele, zor duyguları bastırmak değil. Aksine, bizi güçlendiren şeylere de yer açmaktır.
#schongenial: Çocuklar ve gençlerle yoğun bir şekilde çalışıyorsunuz. Günümüzde gençlerin özellikle hangi becerilere ihtiyacı var?
Judith Guserl: Günümüzde çocuklar, fırsatlarla dolu ama aynı zamanda aşırı yüklemelerle de dolu bir dünyada büyüyorlar. Bu nedenle bilgiye ek olarak, her şeyden önce içsel becerilere ihtiyaçları var: duygularını anlamak, öz yeterlilik hissetmek, stresle başa çıkmak ve dijital dünyada kendilerini iyi yönetebilmek.
İstikrarlı ilişkiler de çok önemlidir. “Görülüyorum. Hata yapabilirim ve yine de buraya aidim” hissini yaşayan bir çocuk, okul notlarının çok ötesine geçen bir içsel güç geliştirir.
#schongenial: Günlük hayata hemen daha fazla hafiflik getirebilecek basit bir egzersiz var mı?
Judith Guserl: Evet, ve bu şaşırtıcı derecede basit: olumlu günlük değerlendirme. Günün sonunda kendime şunu soruyorum: Bugün güzel olan neydi? Neye minnettarım? Burada önemli olan büyük olaylar değil, küçük anlardır. Beynimiz sorunları görmeye odaklanmıştır. İyi olanı bilinçli olarak algıladığımızda, bu odak noktası adım adım değişir.
Zor anlarda şu basit cümle de yardımcı olur: "Bununla başa çıkmayı öğreneceğim." Bu, durumu değiştirmez, ama tutumumuzu değiştirir. Ve çoğu zaman farkı yaratan da tam olarak budur.
#schongenial: Birçok kişi başarının mutluluk getirdiğine inanır. Sen ise şunu söylüyorsun: Mutluluk, başarının temelidir. Neden?
Judith Guserl:
Çünkü kendimizi güvende ve ait hissettiğimizde beynimiz farklı çalışır. O zaman daha yaratıcı, cesur ve azimli oluruz.
Mutluluk, sonunda gelen bir ödül değildir. Gelişimin mümkün olmasını sağlayan temeldir. İnsanlar, fark edildiklerini ve hataya izin verildiğini hissettiklerinde, içlerinden bir motivasyon doğar.
#schongenial: Bunu okullarda somut olarak nasıl uyguluyorsunuz ve çalışmalarınızın etkisi nedir?
Judith Guserl: Doğrudan sınıflarla çalışıyoruz, öğretmenleri ve sıklıkla ebeveynleri de sürece dahil ediyoruz. Bu, tek seferlik atölye çalışmaları değil, günlük yaşamda etkisini sürdüren bir itici güçtür. Kısa vadede genellikle daha fazla huzur, daha saygılı bir birlikte yaşama ortamı ve kendilerini görülmüş hisseden çocuklar görüyoruz. Birçoğu egzersizleri hemen deniyor ve bunların işe yaradığını görüyor.
Uzun vadede çok daha derin bir şey ortaya çıkıyor: kendi iyilik halini aktif olarak şekillendirebilme hissi. Çocuklar ve gençler, deneyimlerinin sadece dış koşullara değil, kendileriyle ve düşünceleriyle nasıl başa çıktıklarına da bağlı olduğunu anlıyorlar. Bundan, köken veya koşullardan bağımsız olarak öz yeterlilik duygusu doğuyor.
Bu yaklaşım bilimsel olarak sağlam temellere dayanmaktadır. SEYLE çalışması gibi araştırmalar, zihinsel sağlığı destekleyen programların depresif semptomları önemli ölçüde azaltabildiğini göstermektedir. Pozitif psikoloji ve dayanıklılık araştırmalarından elde edilen bulgular da, bu beceriler üzerinde hedefli bir şekilde çalıştığımızda refah, motivasyon ve öğrenme yeteneğinin geliştiğini doğrulamaktadır.
#schongenial: Eğer tek bir tavsiye verebilecek olsaydınız, bu ne olurdu?
Judith Guserl: Dikkatinizi nereye yönelttiğinize bilinçli olarak dikkat edin. Sadece sorunları değil, aynı zamanda başarılı olan şeyleri de görmeye başladığımızda, deneyimlerimiz değişir. Bu, dış dünyadaki her şeyin değiştiği için değil, bizim bakış açımızın değiştiği içindir. Ve tam da bu bakış açısı, çoğu zaman sandığımızdan daha fazla şeyi değiştirir.
#schongenial: İlham verici röportaj için çok teşekkür ederiz ve çalışmalarınızda başarılar dileriz.